Haccın Önemi Çeşitleri

DTDV E-Dergi, 2011, Sayı 1 Hac ve Umre

HACCIN ÖNEMİ
Hac, lügatte mübârek makamları isteyerek ziyarette bulunmak demektir. Dindeki manâsı ise ihrama girerek belli günde Arafat’ta bulunmak ve Kâbe’yi usûlüne uygun olarak ziyaret etmektir. Hac, Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicret etmesinden 9 yıl sonra farz kılınmıştır.

HAC İBÂDETİ; GÜCÜ YETEN HER MÜSLÜMAN’A FARZDIR

“Haccı ve umreyi de Allah için tamam yapın.” (Bakara 196)

“Ey insanlar! Allah hac ibâdetini sizin üzerinize farz kılmıştır. Hac yapmakta acele ediniz.” (Müslim)

Hac ibâdeti İslam’ın şartlarındandır. Yani Allah’ın emri olup, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzdır. İbni Ömer’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:

“İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî )

HAC İBÂDETİ; ALLAH’IN İNSANLAR ÜZERİNDEKİ BİR HAKKIDIR

Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:

“Onda apaçık alametler, İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren ise emniyette olur (ona dokunulmaz). Hem ona (oraya girmek için) bir yola gücü yeten kimsenin o evi ( Kâbe’yi ) hac etmesi, insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse, artık şüphe yok ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiç bir şeye muhtaç değildir.)” (Al-i İmran-97)

Nasıl ki; “Ana-babanın evladı, devletin de halkı üzerinde hakkı vardır” cümlesinden terk edilmez ve yerine getirilmesi gereken bir hak anlaşılır. Bu hukuktan kaçılamaz, borç hükmündedir. Hac ibâdeti de Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır.

Muaz b. Cebel (ra) şöyle anlatıyor: “Ben Hz. Peygamber’in terkisinde idim. Aramızda semerin arka kaşından başka bir şey yoktu. Hz. Peygamber (asm), “Ey Muaz!” diye seslendi. Ben, “Ey Allah’ın Resûlü! Buyurunuz, emrinizdeyim.” dedim. Hz. Peygamber (asm) konuşmadan bir süre yola devam etti. Sonra tekrar, “Ey Muaz!” diye seslendi. Ben de aynı şekilde “Ey Allah’ın Resûlü! Buyurunuz, emrinizdeyim.” diye cevap verdim. Bu defa Hz. Peygamber (asm)  “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” diye sordu. Ben, “Allah ve O’nun Resûlü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm), “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı; hiçbir şeyi O’na şirk koşmadıkları hâlde O’na ibâdet etmeleridir.” buyurdu. Sonra bir süre daha yola devam etti. Sonra tekrar, “Ey Muaz b. Cebel!” diye seslendi. Ben yine, “Ey Allah’ın Resûlü! Buyurunuz, emrinizdeyim.” diye cevap verdim. Bu kez Hz. Peygamber (asm), “Bunu yaptıkları takdirde kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” diye sordu. Ben yine, “Allah ve O’nun Resûlü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm), “Kulların Allah üzerindeki hakkı; O’nun onlara azap etmemesidir.” buyurdu.” (Buhari, Müslim)

HAC İBÂDETİ; MÜSLÜMANLARI, HIRİSTİYAN VE YAHUDİLERDEN AYIRAN ALAMETLERDENDİR

“Kim yiyecek ve Allah’ın evine ulaştıracak bir bineğe sahip olur da hac görevini yerine getirmezse, Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmüş fark etmez.” Çünkü Hıristiyan ve Yahudiler namaz kılarlar asla hac yapmazlar.” (Müslim)

“Müslümanların yapmakla mükellef olduğu işleri işlemeyenler onlardan değildir.” (Taberâni)

HAC İBÂDETİ; EN ÜSTÜN İBÂDETLERDEN BİRİDİR

Hz. Ebû Hüreyre (ra) şöyle dedi: Resulullah’a (asm)

– En üstün amel hangisidir? diye soruldu,

– “Allah ve Resulü’ne iman etmektir” buyurdu,

– Sonra hangisidir? denildi.

– “Allah yolunda cihad etmektir” buyurdu.

– Sonra hangisidir? denildi.

– “Makbul olan hacdır” buyurdu (Buhârî , Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce)
 
HAC İBÂDETİ;  BÜTÜN GÜNAHLARA KEFARETTİR

Hz. Ebû Hüreyre (ra) dedi ki; ben Resulullah’ın (asm) şöyle buyurduğunu işittim:

“Kötü söz söylemeden ve büyük günah işlemeden hacceden kimse, annesinden doğduğu gündeki gibi günahsız olarak (evine) döner.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce)

Yine bir başka Hadis-i Şerif’te:

“Bir kimse Allah için hacceder de kötü sözlerden ve fenalıklardan sakınırsa, anasından doğduğu günkü gibi temiz ve günahsız olur” (Buhari, Müslim) buyrulmuştur.

HAC İBÂDETİ; MÜKÂFATI SADECE CENNET OLAN BİR İBÂDETTİR

Ebû Hüreyre (ra) den rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:

“Umre ibâdeti daha sonraki bir umreye kadar işlenecek günahlara kefarettir. Mebrûr  haccın (kabul edilmiş haccın) karşılığı ise ancak cennettir” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce)

HAC İBÂDETİ; HANIMLARA CİHAD SEVABINI KAZANDIRIR

Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir ki:

– Ey Allah’ın Resûlü! En üstün amel olarak cihadı görüyoruz. Biz hanımlar cihad etmeyelim mi? dedim.

 Peygamber (asm):

– “Fakat (sizin için) cihadın en üstünü hac-ı mebrûrdur” buyurdu. (Buhari)

Bugünkü şartlar altında hiçbir günaha girmeden ihlâslı ve samimi olarak bir kadın, haccını tamamlarsa en büyük cihadını yapmış olur. “Hac kadınlar için ne güzel cihaddır” (Buhari) buyrulmakla da bu gerçek pekiştirilmiş oluyor. Son derece hareketlilik isteyen bir ibâdette hiçbir canlıya zarar vermemek pek kolay değildir.

HAC MEVSİMİ, ALLAH’IN CEHENNEMDEN EN ÇOK KUL AZAT ETTİĞİ GÜNLERDİR

Ebû Hüreyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) şöyle buyurdu:

“Allah’ın  cehennemden en çok kul azat ettiği gün, Arefe günüdür” (Müslim, Nesâî,, İbni Mâce)

Haccın temel direği olan rükn-ü Arefe günü öğleden sonra gün batıncaya kadarki zaman içinde yapılır, bunu kaçıran kimsenin haccı olmaz. Tüm dünya Müslümanlarının aynı gün aynı yerde yani Arafat’ta Allah’a yalvarmaları ve bağışlanma dilemeleri gerçekleşir. Allah da o gün başka günlere oranla daha fazla kişiyi cehennemden uzaklaştırmış oluyor. “Yıl içinde en faziletli gün Arefe,  hafta içerisinde en faziletli gün de Cuma günüdür” (Müslim)

HAC İBÂDETİ;  SEVAP BAKIMINDAN BEŞİKTEKİ ÇOCUĞUN BİLE İSTİFADE ETTİĞİ BİR İBÂDETTİR

Beşikteki bir bebek bile hac ibâdetine iştirak ettiğinde istifadesi çok büyüktür.

İbni Abbâs’dan (ra) rivayet edildiğine göre Resûlullah (asm) Ravhâ denilen yerde bir grupla karşılaştı:

– “Siz kimlersiniz?” diye sordu Onlar:

– Biz Müslümanlarız peki sen kimsin? dediler. Hz Peygamber:

– “Ben Allah’ın Resulüyüm” buyurdu. Bunun üzerine içlerinden bir kadın  (kucağındaki) küçük bir çocuğu Peygamber’e doğru havaya kaldırarak:

– Bunun için de hac var mı? diye sordu Rasûl–i Ekrem:

– “Evet, ona hac,  sana da sevap vardır” buyurdu.

HAC İBÂDETİ; MADDİ OLARAK DA ALLAH’IN LÜTUF VE KEREMİNDEN İSTİFADE EDEBİLDİĞİMİZ BİR İBÂDETTİR

İbni Abbâs (ra) şöyle dedi:

“Ukâz, Mecinne (Micenne) ve Zülmecâz, İslâm öncesi dönemde meşhur panayır yerleri idi. Bu sebeple İslâm döneminde (bazı Müslümanlar) bu pazarlarda alış-veriş yapmayı günah sandılar. Bunun üzerine hac mevsiminde “Alış-veriş yaparak Rabbinizin fazl ve kereminden istifade etmenizde sizin için bir günah yoktur” (Bakara, 198) âyeti indi. (Buhârî)

Hac günleri bütün dünya Müslümanlarının senede bir kez bir araya gelip siyasi, ekonomik ve her türlü münasebetlerinin en yoğun olduğu günlerdir. Bu mübarek günlerde,  ibâdet ve manevi feyizden alıkoymayacak şekilde meşru olan her türlü ticaret yapılabilir. Bunun bir sakıncası olmadığı ayetle bildirilmiştir. Alışveriş ve ticaret yasağı yalnızca Cuma saatine mahsustur.

 HAC İBÂDETİ; MAHŞER MEYDANININ BİR NEVİ PROVASIDIR

Hac ibâdeti mahşerin bir numunesidir. Ölümü ve dünyanın faniliğini hatırlatıp hakiki bir kulluğa sebebiyet verir. Hem de ihlâsı kazandırır.

Hac mevsiminde Kâbe; mahşer yerini,

Hacca yolculuk; dünya zindanından çıkıp âhiret âlemlerine yolculuğu,

İhram; kefene bürünmeyi,

Vakfe; Arafat ve Müzdelife’de kıyameti, mahşer meydanını,

Telbiye; Allah u Teâlâ’nın emrinde olduğumuzu dile getirmeyi,

Tavaf; Meleklerin Arş’ın etrafında tavafını ve kalbin Rububiyet mertebesini tavafını,

Hacerül Esved’e dokunup öpmek ya da selamlamak; ezelde verdiğimiz söze bağlılığı,

Safa ve Merve arasındaki sa’y; sevap ve günahlarını; kalbin, nefis ile ruh arasında gidip gelmesini,

Kurban kesmek; Kurbanın uzuvları karşılığı nefsinin bütün uzuvlarının cehennemden kurtuluşunu, nefsini hevesattan menetmekle ve ubudiyete sarılmakla nefsimizi kurban ettiğimizi anlatır.

Bütün hacı adaylarının renk, ırk, dil ve statü ayrımı gözetilmeden bembeyaz ve aynı tip ihram içinde bulunmaları ve ihramın kefene benzetilmesiyle ve birçok kimsenin kefeni andıran ihramı giymesiyle “Her nefis ölümü tadıcıdır” (Al-i İmran-185) gerçeği fiili olarak da hissedilmiş oluyor ki; bu hal ihlâsı kazanmanın en te’sirli sebeplerinden biri olarak tavsif edilen ölümü hatırlatır. Hem insanı gurur ve kibirden kurtarır, bu cihetle de ihlası kazanmaya vesiledir.

HAC İBÂDETİ;  HAKİKATİNE ERMEKTİR

Hac ibâdeti; Allah’ın tüm kâinatı kuşatmış geniş kudret ve büyüklüğüne karşı pek çok Müslümanın aynı anda ve geniş bir şekilde yaptığı bir ibâdettir. Bu geniş ubudiyet  sesleriyle bütün kâinata ilan edilir. Çünkü  Allah’ın büyüklüğünü, kâinattaki bütün büyük maksatların O’na ait olduğunu idrak ve ilan etmektir. Ve her bir  bir basamak hükmüne geçerek ruhun manevi makamlarda yükselişine sebep olur.

“İşte hacda pek kesretli   denilmesi bu sırdandır. Çünkü hac-ı şerif bil’asale (bizzat) herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir.”

Hacca giden bir Müslüman’ın hali, çok özel bir günde komutanının huzuruna çıkmış bir askerin haline benzer. O asker o özel günde, o güzel bayramda komutanın iltifat ve hediyelerine mazhar olur.

Bir hacı cahil ve avam da olsa hac ibâdetiyle çok mertebeleri aşmış ve rabbinin bir nevi huzuruna çıkmıştır. Çok özel bir ibâdetle çok özel bir yakınlıkla şereflenmiştir. Ve o hacının o mübarek hal ve heyecanını ancak  sesleri teskin edebilir.

HAC İBÂDETİ; BU ÜMMETİN SAADET VE ŞEFAATİNE SEBEP OLAN RESÛL-İ EKREM’İN (ASM) ŞAHS-I MANEVÎSİNİ YAKÎNEN BİLMEK DEMEKTİR

Peygamber Efendimizin (asm) şahs-ı manevîsinden anlaşılması gereken; Peygamberimizin davası ve geçmiş ve geleceğin dahi peygamberi olmasıdır.

     Dünya; imamı Peygamber Efendimiz (asm) olan bir mescid (cami) hükmündedir.

Mekke ise; bir mihraptır. İslam’ın ilk olarak ortaya çıktığı ve Peygamber Efendimiz’in (asm) imâni hakikatlerin bildirilmesinde imamlık ettiği mekân.

Medine ise; Peygamberimizin bir minberi hükmüne geçmiştir. İslamiyet’in fiili olarak yaşanmaya başlandığı güzel ahlakın temellerinin atılıp, ders verildiği yer.

Hac ibâdeti, Efendimizin (asm) ve sahabelerinin vazifelerini yaptıkları yerlerde yapılması münasebetiyle derin tefekkürlere sebep olur.

HAC İBÂDETİ; BİR TÜR KİŞİLİK EĞİTİMİDİR

Hac ibâdeti, insana hem maddi bir hazırlık hem de sağlığını kontrol ettiren bir ibâdettir. Çünkü sağlıklı olan kimse ibâdetini daha huzurlu yapabilecektir.

Hac ibâdetini yerine getirebilmek için gerekli belli bir miktar parayı veya imkânı hazırlaması, bunun için birikim yapması kişiyi tasarrufa yöneltiyor.

Hac insana meşakkati lezzete çevirmeyi öğretiyor. Allah için yaptığı bu yolculukla kişi meşakkatlere dayanma gücünü artırmış oluyor ve manen terbiye ediliyor.

Hac bir medeniyet dersidir. İnsana birlikte yaşamayı, başkalarıyla uyumu ve bunlarla beraber düzen ve disiplinle yaşamayı öğretiyor.

Hac hem bireysel, hem sosyal hem de kültürel açıdan gelişmek, tanışmak, kaynaşmak için adeta uluslararası bir konferans niteliğindedir. Çünkü hacılar başka hiçbir yerde görülemeyecek kadar çeşitli, farklı dilleri, ırkları, davranışları olan kişileri görme ve gözleme imkânı bulurlar.


HAC İBÂDETİ; KARDEŞLİK DUYGULARINI PEKİŞTİRİR, İSLAM’IN BİRLİK VE BERABERLİK DİNİ OLDUĞUNU ANLATIR
Hac, çeşitli Müslüman ülke insanları arasında kardeşlik kurulmasına yardımcı olur. İslâm dininin birlik ve beraberlik dini olduğu, hacda daha kolay anlaşılır. Bütün insanların eşit ve kardeş olduğu idrak edilir.

 A) HÜKÜM BAKIMINDAN HAC ÇEŞİTLERİ

          Şer`î hüküm açısından hac farz, vâcip ve nâfile olmak üzere üç çeşittir. Belirli şartları taşıyan yükümlünün ömründe bir defa haccetmesi farzdır. Yükümlü olmadığı halde, haccetmeyi adayan kişinin bu adağını yerine getirmesi vâciptir. Diğer nâfile ibadetlerde olduğu gibi, başlandıktan sonra bozulan nâfile haccın kazâsı da vâcip olur. Farz ve vâcip dışında yapılan hac ise nâfiledir. Hacla yükümlü olmayan çocukların yaptıkları hac ile bir kimsenin birinciden sonra adama (nezir) dışında yapacağı her hac nâfiledir.

          B) YAPILIŞ ŞEKLİ BAKIMINDAN HAC ÇEŞİTLERİ

         Yapılış biçimi (edâ) açısından ise hac, ifrad haccı, temettu` haccı ve kırân haccı olmak üzere üç çeşittir.

          Hac ve umre, her biri tek başına yapılabildiği gibi, aynı yılın hac ayları içinde, ikisi birbirine bağlı olarak da yapılabilir. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapıp yapmamaya, yapıldığı takdirde umre ve haccın ayrı veya aynı ihramla yapılma durumuna göre hac, ifrad haccı, temettu` haccı ve kırân haccı olmak üzere üç şekilde eda edilir.

          a) İfrad Haccı

          İfrad haccı umresiz yapılan hacdır. Sadece hac ibadeti yapıldığı için “umresiz hac” anlamında olmak üzere bu ad verilmiştir. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayıp, sadece hac niyetiyle ihrama girerek hac menâsikini eda edenler, ifrad haccı yapmış olurlar. İster mîkat sınırı dışında ister içinde ikamet etsin, herkes ifrad haccı yapabilir.

          b) Temettu` Haccı

         Temettu` “yararlanmak, istifade etmek? anlamına gelir. Aynı yılın hac aylarında umre ayrı ihramla, hac ayrı ihramla yapıldığı zaman iki ihram arasında, ihramsız, yani ihram yasaklarının bulunmadığı yasaksız bir zaman dilimi, umre ile hac arasında hac yasaklarının söz konusu olmadığı serbest bir vakit bulunduğu için bu ad verilmiştir.

         Temettu` haccı aynı yılın hac ayları içinde, umre ve haccı ayrı ayrı niyet ve ihramla yapmaktır. Hac ayları içinde umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra, aynı yıl hac için yeniden ihrama girip hac menâsikini de eda eden uzak bölgelerden gelmiş hacılar temettu` haccı yapmış olurlar.

          c) Kırân Haccı

          Kırân haccı, her ikisine birlikte niyet edilerek aynı yılın hac ayları içinde umre ve haccı bir ihramda birleştirmektir. Hac ve umre tek ihramla yapıldığı için “birleştirmeli hac” anlamında bu adı almıştır. Umre ve hacca, ikisine birden niyet edip umreyi yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan, aynı ihramla hac menâsikini de tamamlayan Âfâkiler “kırân haccı” yapmış olurlar.

          d) Temettu` ve Kırân Haccının Şartları

          1. Hacceden kişi Âfâki olmalıdır. Harem ve Hil bölgelerinde, mîkat sınırları içinde ikamet edenlerin temettu` ve kırân haccı yapmaları câiz değildir. Hac aylarından önce Mekke’ye gidip hac günlerine kadar orada kalan Âfâkiler de bu konuda aynı hükme tâbidir. Bunlardan haccedecek olanların, o yıl hac ayları girdikten sonra umre yapmamaları gerekir. Yaptıkları takdirde, isâet etmiş olurlar; şükür kurbanı değil, ceza kurbanı keserler.

          2. Umre ve hac, her ikisi aynı yılın hac aylarında yapılmalıdır. Şayet umre hac aylarından önce yapılmışsa veya umre tavafının en az dört şavtı, hac ayları henüz girmeden tamamlanmışsa yapılan hac temettu` veya kırân değil, ifrad haccı olur.

         3. Hac aylarında yapılan umreden sonra “sahih ilmâm” olmamalıdır. Sahih ilmâm, Hanefîler’e göre, umre ile hac arasında herhangi bir sebeple memlekete dönmekle, Şâfiîler’e göre ise, mîkat sınırları dışına çıkmakla gerçekleşir. Umre ile hac arasında, Hanefîler’e göre memleketine giden; Şâfiîler’e göre ise mîkat sınırları dışına çıkan kimse, dönüşte tekrar umre yapmazsa, yaptığı hac temettu` değil, ifrad olur. Kırân haccında umreden sonra ihramdan çıkılmadığı için umre ile hac arasında ister mîkat dışına çıkılsın, ister memlekete veya başka bir yere gidilsin, kırân haccı ifrada dönüşmez.

           Bu üç nevi hacdan hangisi yapılırsa yapılsın, hac farîzası eda edilmiş olur.

          Bunların fazilet bakımından sıralanışı Hanefîler’e göre kırân, temettu`, ifrad; Mâlikîler’e göre ifrad, kırân, temettu`; Şâfiîler’e göre aynı yıl arkasından umre yapmak şartıyla ifrad, temettu`, kırân; Hanbelîler’e göre ise temettu`, ifrad, kırân şeklindedir. Bu görüş ayrılığının sebebi, Hz. Peygamber?in yaptığı haccın eda biçimine ilişkin rivayetlerin farklı olmasıdır.

           Bu eda biçimlerinden hangisine göre yapılırsa yapılsın hac farîzası yerine gelmiş olur. Bütün ibadetler gibi hac ibadetinde de fazilet, o biçim veya bu biçimde yapılmasında değil, edasında gösterilen gayret, samimiyet, huzur, huşû ve ihlâs nisbetindedir.